DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Mithat Sancar, Diyarbakır’da katıldığı “Türkiye’de Toplumsal Barış Süreçleri ve Dünya Örnekleri” konferansında, süreç kapsamında hayata geçilmesi beklenen çerçeve yasaya ilişkin, “Önümüzdeki, pazartesiyle başlayacak hafta artık yasa tartışmalarının bu boşlukta ve spekülasyon düzeyinde yürümesinin sona erdiği bir evre olacaktır. Yani yasa meselesi, hukuk meselesi somut olarak önümüze gelmeli ve hızla bu yasama dönemi bitmeden Meclis’ten geçmelidir” ifadelerini kullandı.
Haber: Ahmet ÜN – Kamera: Serhat YETÜT
(DİYARBAKIR) – DEM Parti İmralı Heyeti üyesi ve Şanlurfa Milletvekili Mithat Sancar, Diyarbakır’da katıldığı “Türkiye’de Toplumsal Barış Süreçleri ve Dünya Örnekleri” konferansında, çerçeveye yasaya ilişkin, “Önümüzdeki, pazartesiyle başlayacak hafta artık yasa tartışmalarının bu boşlukta ve spekülasyon düzeyinde yürümesinin sona erdiği bir evre olacaktır. Yani yasa meselesi, hukuk meselesi somut olarak önümüze gelmeli ve hızla bu yasama dönemi bitmeden Meclis’ten geçmelidir” ifadelerini kullandı.
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi ile Toplumsal Barış ve Özgürlük Forumu tarafından düzenlenen “Türkiye’de Toplumsal Barış Süreci ve Dünya Örnekleri: Zorluklar, İmkanlar, Beklentiler ve Sonuçlar konferansı, Ali Emiri Toplantı Salonu’nda yapıldı.
DEM Parti İmralı Heyeti üyesi ve Şanlıurfa Milletvekili Mithat Sancar, konferansın açılışında yaptığı konuşmada, süreçte yaşanan gelişmeler ve çerçeve yasaya ilişkin değerlendirmede bulundu.
“KOYDUĞUMUZ İSİM, YAPTIĞIMIZ İŞİN NİTELİĞİNİ DE ETKİLER”
Süreci, iktidarın “Terörsüz Türkiye” DEM Parti’nin ise “Barış ve demokratik toplum süreci” şeklinde adlandırması ve bununla ilgili tartışmalara değinen Sancar, şunları söyledi:
“İçinde bulunduğumuz süreci adlandırma konusunda da sıkıntılar yaşadığımızı da biliyoruz. Bizim için bu barış ve demokratik toplum sürecidir. Başka isimler kullanılıyor, onu da biliyoruz. Terörsüz Türkiye süreci gibi ya da genel olarak süreç deniyor. Öncelikle isimlendirmenin, basit bir mesele olmadığını burada en başta vurgulamak isterim. Koyduğumuz isim, yaptığımız işin niteliğini de etkiler. Belirleyebilir de ama en azından etkiler. Amacınızla ilgili topluma verdiğiniz mesajların içeriğini de yine aynı şekilde etkiler. O nedenle meseleyi sadece terör kavramıyla anlatmaya çalışmak ve süreci bu kavram üzerinden yürütmek çok çeşitli açılardan endişe, kaygı, şüphe doğurabiliyor. Sürecin sadece güvenlik eksenli bir hedefle ve bir niyetle yürütüldüğü yönündeki şüpheleri büyütüyor, endişeleri yükseltiyor. Bizim buna barış, çözüm süreci dememiz mümkün. Barış ve demokratik toplum adını vermemizin nedenleri de yine pek çok vesileyle açıklandı.”
“SİLAH BIRAKMA AŞAMASININ ÖNE ALINMASI, DİĞER SÜREÇLERDEN AYRIŞMA YARATIYOR”
Süreci diğer ülkelerdeki örneklerden ayrıan temel özelliğinin, silah bırakma aşamasının başa alınması olduğunu söyleyen Sancar, “Silah bırakma, örgütün kendini feshetmesi ve silah bırakma kararı alması sürecin başına yerleştirilmiştir. Sürecin başına yerleştirilmesini çok çeşitli kavramlarla ifade etmek mümkün ama şöyle de diyebiliriz: Çözüm yaratarak çatışmayı bitirmek mi ilk adım olacak, çatışmayı bitirerek çözümün yollarını açmak mı? 27 Şubat çağrısındaki bu belirttiğim vurgu, doğrudan çatışmayı bitirerek çözümün yolunu açma esasını öne çıkarıyor. Ancak bu sadece çatışmayı bitirmekle sınırlı bir çağrı değildir, bunu da biliyoruz. Çağrının başlığı da esasen bize bu konuda yeterince fikir veriyor. Barış ve demokratik toplum özellikle vurgulanıyor. Yine de silah bırakma aşamasının öne alınması, diğer süreçlerden bir önemli ayrışma yaratıyor. Belki de kafa karışıklığının nedenleri arasında yer alıyor. Silah bırakılınca ya da silah bırakma kararı alınınca yol nasıl ilerleyecek sorusu haklı olarak pek çok zihinde yer alıyor” değerlendirmesinde bulundu.
“Şimdi silah bırakılacak, peki bu silahlı çatışmayı doğuran esas sebepler nasıl çözülecek?” diye soran Sancar, “Hangi yöntemlerle bunlar ele alınacak sorusu zaten giderek daha güçlü bir şekilde karşımıza çıkıyor. Ve şu anda da yine bu noktada bir güçlü tartışma ve güvensizlik diyebileceğimiz duygu dalgası yaşanıyor. Sürecin mantığını biraz daha açmak gerekirse şunu söylemek lazım. Evet, şiddetten çözüme doğru, şiddetin sonlandırılmasından şiddeti yaratan sorunu çözmeye doğru bir yol açılması söz konusu. Bu sürecin diğer örneklerden ayrışması bu noktaya kadar çok daha belirgin. Silah bırakılacak ama nasıl? Çatışma sonlandırılacak ama hangi yöntemlerle? Peki çatışmayı bitirdikten sonra çözüme giden yollar nasıl açılacak? Şimdi bu sorularla asıl yüz yüzeyiz. Ama belki de bütün bunları daha kapsamlı tartışabilmemiz için bir politik kavşağa gelmiş bulunuyoruz. O da şiddetten siyasete, çatışmadan hukuka geçişin gerçekleşmesi” ifadelerini kullandı.
“YASA ÖNCELİKLE SİLAHSIZLANMAYA VE ENTEGRASYONA İLİŞKİN OLACAK”
Sancar, süreçteki yasal düzenleme tartışmalarına ilişkin de “Çıkarılması beklenen yasa öncelikle silahsızlanmaya ve entegrasyona ilişkin olacak. Bu artık zaten büyük ölçüde açıklığa kavuşmuş durumda. Meclis raporunda da öncelik buna veriliyor. Beklediğimiz yasa gerçek anlamda bir silahsızlanmayı sağlayacak nitelikte olacak. Yani kapsayıcı, bütünlüklü bir nitelik taşımalı” dedi.
Silah bırakanların siyasete katılmalarını sağlayacak imkanların yasada yer alması gerektiğini söyleyen Sancar, şöyle devam etti:
“Orada bir siyasi hedefleri var, bir siyasi programları var. Gelişmiş bir siyasi örgütlenmeleri de var. Dolayısıyla silahı bıraktığında siyasi hedeflerini, programlarını da bir kenara bırakacaklarını düşünmek işin doğasına aykırı. O halde burada bir yönelim değişikliği söz konusudur. Bundan sonra siyasi hedeflerine, siyasi amaçlarına demokratik siyaset yoluyla ulaşmak için silah bırakmaları gerekir. Bu nedenle kendilerinin demokratik siyasette özgür ve serbest bir şekilde faaliyet yürütmelerinin imkanları ve temelleri mutlaka bu silahsızlanma ile ilgili yasal düzenlemelerin bir ayrılmaz parçası olmalıdır.”
“BU FIRSATI HEBA EDENİN VEBALİ AĞIR OLUR”
Sürecin geciktiği tartışmalarına ilişkin de konuşan Sancar, gecikmenin riskli olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
“Formül çok karmaşık değil. Bu tür süreçlerde karmaşıklığı arttırmak da bazen yürümeyi zorlaştırabilir. Olabildiğince uygulanması gereken, uygulanabilir ve sürecin mantığına uygun formüller belirli. O nedenle barış üçgeni dediğimiz şey aynı zamanda barış hukukunun, büyük barış dediğimiz kavramın zemini, temeli niteliğindedir. Şimdi bir iki şey daha söyleyeceğim. Gecikmenin risklerini dile getiriyor çeşitli çevreler. Ağır işleyişin yaratabileceği sorunlar da konuşuluyor. Neden? Çünkü bu sürecin başlangıcında jeopolitik yeni gelişmelerin önemli bir rolü olduğunu herkes teslim ediyor. Orta Doğu’da bu gelişmelerin sürekli değişebileceği, konumların, rollerin, ittifakların farklılaşabileceği bir ortam var. Türkiye’de Kürt sorununu çözmeye yönelen bir barış süreci hem Kürtler için hem Türkler için hem bölgedeki bütün halklar için çok önemli bir fırsat, imkan ve şanstır. Belki de tarihin bu döneminde yakalanmış en değerli fırsattır. Bu fırsatı heba edenin vebali de çok ağır olur.”
“BU YASAMA DÖNEMİ BİTMEDEN MECLİS’TEN GEÇMELİDİR”
Sancar, çerçeve yasanın bu yasama dönemi bitmeden Meclis’ten geçirilmesi gerektiğini kaydederek, “Çok zor olduğunu biliyoruz. Hiçbir şeyin yüzde yüz güvencesi olmadığını da bilecek tecrübelere sahibiz. Ama umutsuzluğa lüksümüzün olmadığını da söyleme sorumluluğunun altındayız. Onu da mutlaka dikkate alacağınızı düşünüyorum. Mesajımız bütün Türkiye’ye, cesaret umutsuzluğun yokluğu ya da karşıtı değildir. Önümüzdeki, pazartesiyle başlayacak hafta artık yasa tartışmalarının bu boşlukta ve spekülasyon düzeyinde yürümesinin sona erdiği bir evre olacaktır. Yani yasa meselesi, hukuk meselesi somut olarak önümüze gelmeli ve hızla bu yasama dönemi bitmeden Meclis’ten geçmelidir. Eğer burada yine bir gecikme ya da bir uzama olursa iki risk, biri jeopolitik riskler, jeostratejik; diğeri de psikolojik, politik psikoloji. İnanç düşüyor, güven düşüyor. Özellikle burada Diyarbakır’da, başka şehirlerde karşılaştığımız önemli duygulardan biri bu. Bu gecikme uzadıkça riskler artıyor. Bu da çok önemli elbette. Ama inanç ve güven azalıyor” şeklinde konuştu.
Samsun Kritik, Karadeniz’in önemli şehirlerinden Samsun’da yaşanan gelişmeleri yakından takip eden güncel ve güvenilir bir haber platformudur.
Yorum Yap