YENİ Parti, Adalet Komisyonu’nda 17 saati aşan görüşmelerin ardından kabul edilen kanun teklifine ilişkin “ek görüş” hazırladı. “‘Analar ağlamasın, sıvasız evlerin duvarında şehit feryadı yankılanmasın’ yönündeki ısrarımızın takipçiyiz” denilen ek görüşte, “Süreci yalnızca terör örgütü ile güvenlik bürokrasisi arasındaki dar bir alana sıkıştıran, sürekli koşullara bağlayıp takvimini belirsizleştiren, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni pasif kılan ve yargı mekanizmasının önünde onarıcı kurallar çıkaran bir yaklaşım yerinde değildir. Böyle bir tutum, toplumsal barış ve çatışmasızlık ortamını kalıcı kılmak yerine; süreci ‘acaba’lara, ‘fakat’lara, ‘belki’lere ve MGK kararlarının açıklanacağı tarihlere emanet etmek anlamına gelmektedir” ifadeleri yer aldı.
Haber: Ogün AKKAYA
(TBMM) – YENİ Parti, Adalet Komisyonu’nda 17 saati aşan görüşmelerin ardından kabul edilen kanun teklifine ilişkin “ek görüş” hazırladı. “‘Analar ağlamasın, sıvasız evlerin duvarında şehit feryadı yankılanmasın’ yönündeki ısrarımızın takipçiyiz” denilen ek görüşte, “Süreci yalnızca terör örgütü ile güvenlik bürokrasisi arasındaki dar bir alana sıkıştıran, sürekli koşullara bağlayıp takvimini belirsizleştiren, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni pasif kılan ve yargı mekanizmasının önünde onarıcı kurallar çıkaran bir yaklaşım yerinde değildir. Böyle bir tutum, toplumsal barış ve çatışmasızlık ortamını kalıcı kılmak yerine; süreci ‘acaba’lara, ‘fakat’lara, ‘belki’lere ve MGK kararlarının açıklanacağı tarihlere emanet etmek anlamına gelmektedir” ifadeleri yer aldı.
YENİ Parti Adalet Komisyonu üyeleri Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül, Karaman Milletvekili İsmail Atakan Ünver, İstanbul Milletvekili Turan Taşkın Özer ve Muğla Milletvekili Cumhur Uzun, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”ne ilişkin yazdıkları ek görüşte, teklifteki sorunlar ve eksikliklere dikkat çekti, önerilerine yer verdi. Toplumsal bütünleşmenin yalnızca terör örgütünün silah bırakması üzerinden ele alınamayacağı vurgulanan ek görüşte; demokratikleşme, hukuk devleti, temel hak ve özgürlükler ile yargı bağımsızlığı alanlarında kapsamlı düzenlemeler yapılması istendi.
“Teklifin Genel Değerlendirmesi” başlıklı bölümünde, Kürt sorununun çözümünün toplumsal barışın, özgürlüklerin ve demokratikleşmenin güçlendirilmesiyle mümkün olabileceği belirtildi. Hukuk devleti ve temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasının demokratik toplum düzeninin ön koşulu olduğu ifade edilen ek görüşte, Türkiye’de son yıllarda yaşanan gelişmelerin demokratik hukuk devleti ilkelerinin zayıfladığı yönünde kaygılara yol açtığı vurgulandı.
Vatandaşların hukuki güvenlik içinde bulunması, temel hak ve özgürlüklerin korunması, ifade ve toplantı özgürlüğünün güvence altına alınması gerektiği ifade edilen ek görüşte, hukukun üstünlüğünün yalnızca yasaların varlığıyla değil, bu yasaların bağımsız ve tarafsız yargı tarafından uygulanmasıyla anlam kazanacağına işaret edildi. Demokratikleşmenin yalnızca belirli bir sorunun çözümüne indirgenemeyeceği, demokratik toplum düzeninin güçlendirilmesi için ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, siyasal katılım ve yargı bağımsızlığı gibi alanlarda düzenlemeler yapılması gerektiği vurgulandı.
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı ortak raporda yer alan tespitlerin kanun teklifine yeterince yansıtılmadığın altı çizilen ek görüşte, teklifin, toplumsal bütünleşme ve demokratikleşme bakımından yeterli kapsamda olmadığı kaydedildi.
“TBMM SÜRECİN MERKEZİ OLMAKTAN ÇIKARILIYOR”
YENİ Parti’nin ek görüşünde, kanun teklifinin TBMM’yi çözümün ana muhatabı ve merkezi olmaktan çıkardığı, iktidarın siyasi etkisine açık bürokratik mekanizmaların ön plana çıkarıldığı, hukuk mantığı bakımından çelişkili bir yapıya sahip olduğu ileri sürüldü.
Ek görüşte, TBMM’nin süreçte aktif bir yönetici ve karar alıcı rol üstlenmek yerine, bünyesinde oluşturulacak “İzleme Komisyonu” üzerinden pasif bir izleyici konumuna getirildiği belirtildi. Yasama organının Kürt sorunu ve demokratikleşme bakımından üstlenmesi gereken tarihi sorumluluğun, iktidarın siyasi etkisine açık bürokratik karar alma mekanizmalarının gölgesinde bırakıldığı savunuldu.
Ek görüşte, “Kürt Sorununun çözümüne dair Milli Dayanışma, Kardeşlik Ve Demokrasi Komisyonu Raporu’nun 6. Bölümünde ortaya konulan maddelerin kapalı kapılar ardında hazırlanmış, eksik, hukuken sorunlu bir içerikle ve Meclis’e sunulmadan önce milletvekillerine izah edilmeden yasalaştırılmaya çalışılması, bu teklifin tartışmalı hale getirmiştir. Komisyon sürecinde ortaya koymuş olduğumuz ‘Analar ağlamasın, sıvasız evlerin duvarında şehit feryadı yankılanmasın’ yönündeki ısrarımızın takipçisiyiz. Ne var ki topluma verdiğimiz bu sözün kalıcı biçimde hayata geçmesinin yolu, sadece terör örgütünün silah bırakmasından, belli şartlarda ceza ertelemesinin başlatılmasından, savcıların önüne bir kurulun onayının çıkarılmasından, bu süreçte görev alacak kişilerin cezasızlık zırhına büründürülmesinden geçemez” değerlendirmesine yer verildi.
Komisyon raporunun 6’ncı bölümünde uzlaşıyla oluşturulan önerilerin yalnızca bir bölümünün kanun teklifine alınmasının, raporun diyalog zeminine, demokratik uzlaşıya ve Türkiye’nin demokratik hukuk devleti olma hedefine aykırı olduğu ifade edildi. Son bir yılda hukuki düzenleme gerektirmeden atılabilecek demokrasi adımlarının da atılmadığı, aksine demokrasinin ve hukuk devletinin daha da geriye gittiği savunuldu.
“TBMM ETKİSİZ HALE GETİRİLDİ”
Ek görüşte, TBMM’nin 2018 yılındaki rejim değişikliğinin ardından giderek etkisizleştirildiği, kanun tekliflerinin yasalaşma sürecinde bürokrasinin yasama organından daha etkili hale geldiği öne sürüldü. 28’inci Dönem’de çıkarılan 138 yasada Komisyonlarda çok sınırlı değişiklik yapıldığı, muhalefetin yapıcı önergeleri ve uyarılarının dikkate alınmadığı belirtilen ek görüşte, ayrıca bazı kanunlara teklif imzacılarının dahi bilmediği son dakika eklemeleri yapıldığına işaret edildi.
Ek görüşte, 28’inci Dönem’de çıkarılan 138 yasanın 74’ünün uluslararası anlaşmaların uygun bulunmasına ilişkin kanunlardan, 64’ünün ise farklı içerikteki kanunlardan oluştuğu belirtilerek, toplumun çözüm beklediği çok sayıda konuda henüz adım atılmadığı savunuldu. 2023 Haziran-2026 Temmuz döneminde Komisyonlarda görüşülmeyi bekleyen kanun teklifi sayısının 3 bin 519 olduğunu bildirildi.
Ek görüşün devamında, teklifin hazırlanma sürecinin de yasama iradesi ve uzlaşma arayışından uzak olduğu savunuldu. Teklifin güvenlik bürokrasisinin kapalı kapılar ardındaki hazırlığını yansıttığı ileri sürülürken, 2018 yılından bu yana milletvekillerinin verdikleri her 100 soru önergesinden yalnızca 13’ünün yasal süresi içinde cevaplandığı belirtildi. Ayrıca 28’inci Dönem’de kurulan 11 araştırma komisyonundan 9’unun çalışmalarını tamamlayarak rapor hazırladığı ancak bu raporların hiçbirinin henüz Genel Kurulda görüşülüp oylanmadığı ifade edildi.
“KÜRT SORUNU DEMOKRATİKLEŞME VE HUKUK DEVLETİNDEN BAĞIMSIZ ELE ALINAMAZ”
Ek görüşte, Kürt sorununun Türkiye’deki demokratik uygulamalar, hukuk devletinin işlevsizleştirilmesi ve ekonomik sorunlardan bağımsız değerlendirilemeyeceği belirtildi. Kürt sorununun, özgürlüklerin üniter devlet yapısı ve laik Cumhuriyet ilkesi içinde genişletilmesinden bağımsız düşünülemeyeceği savunularak, hukuk devleti ve demokratikleşmeden uzaklaşılan her dönemin sorunun çözümü açısından kayıp olduğu ifade edildi.
Ek görüşte, etnik sorunlar, kimlik talepleri, inanca saygı, özgür yurttaşlık, kalkınma ve refahtan eşit pay alma gibi taleplerin, hukuk devleti ve demokrasinin önündeki ortak engeller kaldırılmadan çözülemeyeceği belirtildi.
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunun 6’ncı ve 7’nci bölümlerindeki ortak önerilerin yasal ve bürokratik adımlarla hayata geçirilmesi istenen ek görüşte, bunların topluma şeffaf biçimde anlatılması gerektiği vurgulandı.
“TEKLİF GÜVENLİK EKSENİNE SIKIŞTIRILMIŞ”
Komisyon raporunun 6’ncı bölümünde uzlaşıyla sıralanan maddelerin kapalı kapılar ardında hazırlanmış, eksik ve hukuken sorunlu bir içerikle Meclis’e sunulmadan önce milletvekillerine yeterince izah edilmeden yasalaştırılmaya çalışılmasının teklifi tartışmalı hale getirdiğinin altı çizilen ek görüşte, toplumsal barışın yalnızca terör örgütünün silah bırakması, belirli şartlarda ceza ertelemesinin başlatılması veya süreçte görev alacak kişilere cezasızlık güvencesi verilmesiyle sağlanamayacağı belirtildi.
Sürecin güvenlikçi anlayışın ötesine geçirilerek Türkiye’de demokratikleşme ve hukuk devleti önündeki engellerin kaldırılması gerektiği ifade edilen ek görüşte, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunun 7’nci bölümünde yer alan “demokratikleşme” önerilerinin tamamının eksiksiz şekilde hayata geçirilmesi ve kanun teklifine eklenmesi istendi.
YEREL YÖNETİMLER VE SEÇİM SİSTEMİNE İLİŞKİN ELEŞTİRİLER
YENİ Parti’nin ek görüşünde, yerel demokrasinin ciddi tehdit altında olduğu vurgulandı. 33 CHP’li belediye başkanının görevden uzaklaştırıldığı, 83 belediye başkanının çeşitli baskılar altında seçildiği partiden istifa ederek AK Parti’ye geçtiği ve toplam 13 belediyeye kayyum atandığı kaydedilen ek görüşte, belediye başkanlarının kanunda yer alan sebeplerle görevden uzaklaştırılması durumunda, yeni belediye başkanının yalnızca belediye meclisi tarafından seçilmesini sağlayacak düzenleme yapılması istendi.
Ek görüşte, seçimlerin denetimi konusunda adli yargının seçim sonuçlarına müdahalesinin tamamen engellenmesi, Yüksek Seçim Kurulu ile il ve ilçe seçim kurullarının anayasal yetkilerinin tartışmasız hale getirilmesi ve seçim uyuşmazlıklarında görevli merciin YSK olduğunun açıkça belirtilmesi istendi.
Ek görüşteki “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporunda Yer Alan Tespitleri Hayata Geçirmeye Yönelik Olarak Diğer Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Öneriler” başlıklı bölümde seçim yargısı, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, TRT yayınları, kayyum uygulamaları, ceza hukuku ve siber güvenlik alanlarına ilişkin düzenlemeler yapılması gerektiği vurgulandı.
SEÇİM YARGISINA İLİŞKİN DÜZENLEME ÖNERİSİ
Anayasa’da öngörülen seçim yargısına yetkisiz mahkemelerin müdahalesinin önlenmesine yönelik düzenleme yapılması önerilen ek görüşte, bu kapsamda, seçimlerin genel yönetimi ve denetiminin Yüksek Seçim Kurulu’na ait olduğu belirtilerek, seçim kurullarının görev alanına ilişkin düzenlemelerin yeniden ele alınması istendi.
TOPLANTI VE GÖSTERİ YÜRÜYÜŞÜ HAKKI GENİŞLETİLSİN
Ek görüşte, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nda değişiklik yapılması, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kullanımını sınırlayan hükümlerin yeniden değerlendirilmesi ve hakkın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun şekilde güvence altına alınması talep edildi. Ayrıca şiddet içermeyen hiçbir fiilin “terör suçu” olarak nitelendirilmemesi ve ifade özgürlüğü kapsamında kalan eylemlerin cezalandırılmaması gerektiği belirtildi.
DURUŞMALARIN TRT’DEN YAYINLANMASI ÖNERİSİ
Duruşmaların TRT’den yayınlanmasına yönelik düzenleme yapılması önerilen ek görüşte, sanık, mağdur veya tanıkların rızasıyla kovuşturma evresindeki duruşmaların TRT tarafından yayınlanabilmesi, ayrıca internet ortamında yayınların erişilebilirliği ve teknik altyapıya ilişkin düzenlemelere gidilmesi önerildi.
Ek görüşte, kamuda görev yapan kişilerin atama ve yükselmelerinde objektif kriterlerin esas alınması gerektiği belirtilerek, kamu hizmetlerinde liyakat ve eşitlik ilkelerinin gözetilmesi istendi.
TCK’NIN 216’NCI MADDESİ İÇİN DEĞİŞİKLİK
Türk Ceza Kanunu’nun 216’ncı maddesinde düzenlenen “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçuna ilişkin hükümlerin yeniden düzenlenmesi gerektiği vurgulanan ek görüşte, ifade özgürlüğünün ve farklı düşüncelerin açıklanmasının cezalandırılmasına yol açabilecek uygulamaların önlenmesinin önemli olduğu kaydedildi.
“HALKI YANILTICI BİLGİYİ ALENEN YAYMA” SUÇU YENİDEN DÜZENLENSİN
Ek görüşte, TCK’nın 217/A maddesinde düzenlenen “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçuna ilişkin düzenlemenin de değiştirilmesi istendi. Dezenformasyonla mücadele amacı taşıdığı belirtilen hükmün, demokratik işleyiş ve sosyal medya kullanımı bakımından çeşitli sorunlara yol açabildiğine işaret edildi.
ÖRGÜT PROPAGANDASI VE YARDIM SUÇU İÇİN DEĞİŞİKLİK ÖNERİSİ
Ek görüşte, TCK’nın 220/8’inci maddesinde düzenlenen örgüt propagandası ve yardım suçuna ilişkin hükümlerin de yeniden düzenlenmesi, bu kapsamda, ifade özgürlüğü ile suç ve ceza arasındaki dengenin gözetilmesi gerektiği belirtildi.
“CUMHURBAŞKANINA HAKARET” SUÇU KALDIRILSIN
Ek görüşte, TCK’nın 299’uncu maddesinde düzenlenen “Cumhurbaşkanına hakaret” suçunun kaldırılması önerilirken, düzenlemenin ifade özgürlüğü, eleştiri hakkı ve siyasal tartışmalar açısından sorun oluşturduğu savunuldu.
İDARE VE GÖZLEM KURULLARININ KARARLARINA DENETİM
Cezaevlerinde bulunan hükümlülerin durumlarına ilişkin kararların objektif kriterlere bağlanması ve idare ve gözlem kurullarının kararlarının yargısal denetime tabi tutulması önerilen ek görüşte, kişilerin ceza ve infaz süreçlerinde farklı uygulamalara maruz kalmaması için hukuki güvencelerin güçlendirilmesi gerektiği belirtildi.
Ek görüşte, “terör” nedeniyle görevden alınan belediye başkanlarının yerine İçişleri Bakanlığı tarafından kayyum atanmasına ilişkin uygulamanın da yeniden düzenlenmesi önerildi. Seçilmiş belediye başkanlarının görevden uzaklaştırılması ve yerlerine kayyum atanmasının seçmen iradesi ve yerel demokrasi açısından ele alınması gerektiği değerlendirildi.
“TBMM’Yİ PASİF KILAN YAKLAŞIM YERİNDE DEĞİL”
Ek görüşte, 7545 sayılı Siber Güvenlik Kanunu’nda yer alan ve eleştiri özgürlüğü ile gazetecilik faaliyetleri bakımından sorun oluşturduğu belirtilen düzenlemenin de kaldırılması talep edildi.
Adalet Komisyonu’nda teklifin görüşmeleri sırasında YENİ Parti adına sunulan önergelere de yer verilen ek görüşte, “Demokrasi, tek bir alana veya dar bir tanıma indirgenemeyecek kadar çok boyutlu bir kavramdır. Kapsamlı bir demokrasi paketiyle desteklenmeyen ve toplumsal tabanda derinleştirilmeyen çözüm süreçleri, önünde karşılıklı güvensizlik zeminine dayanmayacağı mahkumdur. Süreci yalnızca terör örgütü ile güvenlik bürokrasisi arasındaki dar bir alana sıkıştıran, sürekli koşullara bağlayıp takvimini belirsizleştiren, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni pasif kılan ve yargı mekanizmasının önünde onarıcı kurallar çıkaran bir yaklaşım yerinde değildir. Böyle bir tutum, toplumsal barış ve çatışmasızlık ortamını kalıcı kılmak yerine; süreci ‘acaba’lara, ‘fakat’lara, ‘belki’lere ve MGK kararlarının açıklanacağı tarihlere emanet etmek anlamına gelmektedir. Kalıcı huzur ve adalet ancak bu güvensiz zemini aşmış, Meclis iradesiyle desteklenen çok boyutlu bir demokratikleşme anlayışının hakim kılınmasıyla mümkündür” değerlendirmesi yapıldı.
Samsun Kritik, Karadeniz’in önemli şehirlerinden Samsun’da yaşanan gelişmeleri yakından takip eden güncel ve güvenilir bir haber platformudur.
Yorum Yap